
Tam bir haftadır tarifsiz acılar içindeyiz tüm ülke olarak. Toplumsal bir travma yaşıyoruz. Herkes elinden geleni yapmak için çırpınıyor enkaz altından bir can daha kurtarabilmek için. Her kurtulanla canlanıyor umutlarımız, her acı haberle bir kez daha yıkılıyoruz. Bu felaket birleştirdi bizi bir kez daha, hatırladık gerçek kimliğimizi, ne için var olduğumuzu. Kimse bakmadı enkazdan çıkanın hangi gruptan olduğuna, kimse düşünmedi gönderdiği paltoyu kimin giyeceğini, kimsenin aklından bile geçmedi verdiği çorbayı içenin neye inandığı. İNSAN olduğu için, insanca yaptı herkes her yaptığını. Ne yardım etmeye çalışanın, ne yardımı alanın aklının ucundan bile geçmedi başka bir düşünce.
Hep böyle devam etsek, sadece insan kalabilsek, birbirimizi suçlamaya, gruplaştırmaya çalışmasak? “Eğitim iyileştirir, gençlerimizin çocuklarımızın bir arada olmaya, yüz yüze eğitime ihtiyacı var” diyeni deprem bölgelerinde yaşanan acıları anlamamakla, Polyannacılıkla suçlamasak? Bu iki şeyin birbiri ile aynı olmadığını anlayabilsek? Sorgulayabilsek? Düşünebilsek? Yargılamasak? Suçlamasak? Ötekileştirmesek?
Ötekileştirmeden, yargılamadan, suçlamadan sorgulayabilmeyi, düşünebilmeyi öğretmek de eğitimin işi. Sınıfın içinde birbirinden farklı düşünceleri, birbiri ile zıt inanışları tartışabilmek, diğer düşünceyi çürütebilmek için tüm gücü ile uğraşmak ama bunu kırmadan, dökmeden, incitmeden yapabilmeyi öğretmek de eğitimin işi. Bu kültürü yaratıp kıyasıya tartışabilen bireylerin kol kola sınıftan çıkmasını sağlayabilmek de eğitimin işi.
İşte bunları yapamadığımız için şimdi sınıfta kalıyoruz, her fırsatta, her ortamda birbirimizi suçlamaya devam ediyoruz. Ayırt edemiyoruz her fikre katılmasak da fikri savunanı suçlamanın yanlış olduğunu. Bize empoze edilen fikirleri sorgulamadan kabul ettiğimiz için ölümüne savunuyoruz belki de neyi savundupumuzu bile bilmeden bazen.
Eğitime, eğitimcilere düşen görev ve sorumluluk daha da büyümüştür artık. Yıkılan binalarla birlikte giden umutlarımızı yeniden canlandıracak olan yine bu güzel ülkede yaşayan güzel çocuklar olacak. Onların o güzel beyinlerini neyle doldurduğumuza, gerçekten neye ihtiyacı olduklarına, ne için yaşayacaklarına daha da dikkatli karar vermek zorundayız artık. O binaları yapacak mühendisleri, insanımızı iyileştirecek doktorları, adaleti koruyacak hakimleri, çocukların yüzünü güldürecek öğretmenleri, doğruyu yanlıştan ayıracak vicdanlı çocuklar yetiştirecek anne babaları yetiştirecek yine eğitimdir.
Eğitim ruhumuzu, yaşamımızı, sağlığımızı, toplumumuzu iyileştirir, birleştirir. Eğitime, iyi eğitimcilere hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var şu an.
Leave a Reply