Yaklaşık 30 yıl önce, üniversite öğrencisi iken Kızılay Gençlik Kampına katılmıştım. Yaşları 10 civarında ilkokul öğrencilerine iki hafta boyunca liderlik yapmıştık. Ormanın ortasında, yeşilliklerin içinde enfes bir yerde. Üzerinden çok zaman geçti, detayları hatırlamıyorum elbet, ama hatırladığım hep çok güzel anılar.
Gün boyu doğada yaşama dair, medeni bir insan olmaya dair pek çok etkinlik yapıyorduk çocuklarla birlikte. Çadır kurmaktan hep birlikte çalı çırpı toplayıp ateş yakmaya, ilk yardımdan gitar çalmaya uzanan değişik etkinliklerle dolu nasıl geçtiğini anlamadığımız zamanlardı onlar. Birlikte kitap da okurduk, okuduklarımız üzerine sohbetler de yapardık, masallar da anlatırdık, geleceğe yönelik hayaller de kurardık o harika, o cıvıl cıvıl çocuklarla birlikte. Tadına doyulmayan sohbetler, sizin de dilekleriniz haline gelen hayaller.
O çocuklar şimdi 40’lı yaşlarında olmalılar. Mümkün olsa da onlarla o kampta tekrar buluşabilsek. Konuşsak kurdukları hayallerin hangileri gerçekleşmiş acaba, o kampta öğrendikleri hangi bilgiler hayatta işlerine yaramış. Kim bilir nerelerde ne yapıyorlardır o çocuklar şimdi? Kim bilir öğrendikleri hangi bilgileri hatırlıyorlardır? Hangilerini kullanıyorlardır? Bu soruların cevaplarını elbet bilmiyorum ama şunu biliyorum ki Kızılay hepimizin aklımızda en ufak kuşku duymayacağımız şekilde güvendiğimiz bir kurumdu. İnanırdık zor durumda olan birinin yardımına ilk koşanın Kızılay olacağına. Güvenirdik orada çalışan herkesin vicdanlı ve dürüst insanlar olduklarına. Bilirdik ki kana ihtiyacımız olduğunda Kızılay koşacak yardımımıza, sel olduğunda ilk yanımızda bulduğumuz Kızılay olacak. Deprem olsa Kızılay bize çadır gönderecek, çorba gönderecek. Hiç şüphe duymadan inanırdık tüm bunlara. Öyle de olurdu.
Geçen yıllarda ne oldu da tüm bunlar değişti diye soruyor insan. Ne oldu da bizim o masum güven duygumuz, o karıncayı bile incitmeyen vicdanımız, yerde bulduğumuz parayı götürüp teslim eden ahlakımız, birinin canı yanınca bizim de yanan canımız değişti? Ne oldu da ev yapanlar malzemeden çalmaya başladı, ona izin verenler de bunları görmezden gelmeye? Bir an yüreği sıkışıyor insanın bunları sorunca. Ama sonra koca bir stadyum insan oyuncak atıyor depremzede çocuklara oynasınlar diye, atkı atıyor, şapka atıyor üşümesinler diye. Sonra sıkışan yüreği ferahlıyor insanın yine, gözleri doluyor mutluluktan bu kez. Sonra bakıyor ki aslında hiçbir şey değişmemiş. O güzel yürekler oradalar hala. O kampta öğrenilenler unutulmamış. Yeniden umutlarımız yeşeriyor sonra. Sonra yine hatırlıyoruz ki içimiz ezilip yansa da, taşına toprağına feda olduğumuz güzel memleketimiz de insanımız da hakikatten bir başka.
Leave a Reply