Yetiştirdiğim öğretmenlerin İngilizce öğretmekten daha önemli görevleri olduğunu onlara her zaman söylemişimdir. İnsanlığı, dürüstlüğü, sorumluluğu, hakkaniyeti, vicdanlı olmayı, çalışkanlığı öğretmeleri gerektiğinin, bu konuda başta kendilerinin örnek olmalarının öneminin altını hep çizmişimdir. Kendim de dediğimi yapmaya, söylediğim gibi davranmaya özen göstermişimdir.
Ama görüyorum ki daha da çok çalışmam lazım bu konularda, daha net üstünde durmam lazım verdiğim tüm mesajların. Öğretmenlerin çocuklarına insan olmayı, herkes yanlış yapsa da doğrunun doğru olmaktan vazgeçmeyeceğini ve doğrunun geç de olsa her zaman kazanacağını öğretmeleri lazım. Sevmeyi öğretmeleri. Kendilerini sevmekten başlayarak. Kuşları, böcekleri, çiçekleri, kedileri, köpekleri sevmeli çocuklar, gerisi nasılsa gelir… Ağacı seven bir çocuk ona nasıl zarar verebilir?
Çok çalışmayı öğretmeli, çok ama çok… Ne demişti Atam “Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak”. Aklımızla, vicdanımızla, umudumuzla çalışmadan çabalamadan hiçbir şey yapamayacağımızı, birey olarak her birimizin elimizden geleni yapmamızın bu vatana, insanlığa borcumuz olduğunu.
Tüm yaşadıklarımızdan almamız gereken derslerin, sınıfta verdiklerimizden daha değerli olduğunu anlamaları, çocuklara anlatabilmeleri için daha da duyarlı davranacağım artık öğretmen adaylarına. İnsanlık sınavından geçene kadar dersimizi tekrar tekrar alacağımızı bilsinler. Bu sefer sınavın cevabının değil, gidiş yolunun önemli olduğunu, her seçenekte hangi şıkkı seçtiğimizin, önümüze öğrenilecek yeni dersler açtığını anlasınlar. Yolumuzu korku dolu bir kabusa çevirenin de, peri kızı masalına çevirenin de seçtiğimiz her bir detayda gizli olduğunu görebilsinler. Birliktelikten, yardımlaşmadan, paylaşmadan daha önemli bir şey olmadığını artık daha da altını çizerek öğretsinler onlar da çocuklarına, her dersin başında, sonunda tekrarlasınlar bunu. İnsanları sadece insan oldukları için sevip, onlarla birlik olmadan hiçbir yere varamayacaklarını ve aslında birine gülümseyip ona güzel bir söz söylemek kadar minicik zarif detaylarda gizli olduğunu tüm cevapların.
Hepimiz bu topraklarda doğduk, büyüdük, yaşıyoruz. Çok borcumuz var bu Anadolu topraklarına. Uygarlığın beşiği olan, insanlık tarihinin yaratıldığı bu topraklarda tarihi yeniden yazacağız. Yeniden inşa edeceğiz bize layık şekliyle. Daha da çok çalışacağız, daha duyarlı olacağız. Burada doğduysak görevlerimiz büyük demek ki, yapacak işlerimiz çok ve biz bunları yapabilecek güçteyiz ki buradayız. Bilsinler bunu.
İngilizce nasılsa öğrenilir, değerlere sahip olmayan bir çocuk kaç dil bilse de ne anlamı var ki insanlık dilini bilmeden. Sağduyu ve vicdanla konuşulabilen insanlığın dilini bilmeli çocuklar…
Bütün bunları öğretmede daha da sorumlu hissediyorum ben kendimi artık. Sizi de davet ediyorum insan olmamızın sorumluluğunu hissetmeye, ona göre davranmaya ve bir değer yaratmaya yaşadığımız şu gelip geçici dünyada. Aynada kendi gözlerimizin içine rahat rahat bakmaya. Özümüzü görmeye, özümüze varmaya.
Hadi uyanalım artık, çıkalım bu karanlıklardan aydınlık yarınlara. Tam da Cumhuriyetimizin 100. Yılına yakışan şekliyle yeniden tasarlayalım geleceğimizi…
Leave a Reply