Meditasyon yapar mısınız? Sessiz bir yere oturup hiçbir şey düşünmeden durmayı başarabilir misiniz? Hiçbir şey düşünmemek ne kadar da zordur değil mi? Aklınızdan bin bir fikir geçer. Akşama ne izleyeceğiniz, makarnayı köri soslu mu soya soslu mu pişireceğiniz, hafta sonu hem bir sürü iş yetiştirip hem de arkadaşlarınızla hangi arada eğlenme fırsatı bulacağınız, patronunuzla tartışmanızda keşke şunu da ekleseydim dediğiniz fikirleri durduramazsınız bir türlü kafanızın içinde. Film şeridi gibi geçer gider onlar zihninizden. Hiç susmaz o zihin. 

Zen felsefesi “düşünen” ve “gözlemleyen” olmak üzere iki zihnimiz vardır diyor. Yani bir yandan düşünürken bir yandan da o zihni gözlemleyen zihin. Ne güzel değil mi iki tane birden zihne sahip olmak? Bir tanesi bile bizi mutlu ederken iki tane birden… Ancak sorun şu ki zihinler çoğaldıkça dertleri de çoğalıyor, çünkü o iki zihnin birden kontrolü zorlaşıyor. Özellikle de şu düşünen zihnimiz yok mu? Hani pembe fili düşünme dedikçe mavi şemsiyeli pembe fili aklından çıkaramayan zihin…

Düşüncelerimizle başa çıkmak bu kadar zorken bir de işin içine duygularımız girince hayatımız daha da renkli hale geliyor elbette. Sürekli mutlu olup olumlu duygular yaşamak olası olmadığına göre bazen olumsuz duygular yaşamamız son derece insani. Ancak o olumsuz duygulara takılıp kalınca işte o zaman acı çekmeye mahkûm ediyoruz kendimizi. İnsanlara kızmak, kırılmak, öfkelenmek, kıskanmak ne kadar doğalsa bu duyguları hissettiğimiz için kendimizi suçlamak da bir o kadar gereksiz ve saçma. Asıl mesele bu duyguları hissettiğimizde onlar tarafından yönetilmemeyi becerebilmekte. Ne hissedeceğimizi seçmek her zaman elimizde olmasa da bu duygular karşısında nasıl davranacağımızı belirlemek bizim elimizde aslında. Örneğin, sürekli çeşitli bahaneler bulup ertelediğiniz durumlara bir bakın bakalım aslında altında hangi gerekçe yatıyor? Neden kaçıyorsunuz? Yazı yazmaya başlamaya bir türlü oturamayanlardan mısınız mesela? Tam oturacakken karnınız mı acıkıyor, kendinizi birdenbire yorgun mu hissediyorsunuz? Telefonu elinizde mi buluveriyorsunuz? Yoksa aklınıza aniden başka bir iş geliyor da önce onu bitireyim mi diyorsunuz? O zaman bir durun burada ve sorun kendinize; acaba siz yazmaktan çekiniyor olabilir misiz? Yazdıklarınızı bir sürü kişinin okuyacağını düşünüp eleştiri almaktan, beğenilmemekten korkuyor olabilir misiniz? Olsun, yine de paniklemeyin, bu da son derece insani bir durum.

Düşünen zihninize göre karar vermek duyguların tuzağına düşmüş olmak demek. Böyle bir tuzağa düştüğünüzü fark ettiğinizde kendinize şu soruyu sormak sizi bu tuzaktan kurtarabilir: “En kötü ne olabilir?” Yazdıklarınızı beğenmesinler, eleştirsinler, hata bulsunlar, fikirlerinize katılmasınlar. Tüm bunlar olsa bile ne olabilir ki? Evet başta biraz üzülebilirsiniz ama aslında bunlar sizin durup düşünmenize ve daha da iyisini yapmanıza neden olmaktan başka bir işe yaramaz. Pişman olurum diye yapmadıklarımız var ya, gitmediğimiz yerler, tadına bakmadığımız pastalar, yazmadığımız romanlar, yaşamadığımız aşklar, daha büyük pişmanlık yaşatmıyor mu sonrasında? 

O halde bir şeyi yapmaktan çekinir bulursanız kendinizi durun ve sorun; “Bunun altında gerçekte hangi sebep yatıyor olabilir? Ve bunu yapınca en kötü ne olabilir”? Her şey olduğu gibi kırgınlıklarınız, üzüntüleriniz, tüm o olumsuz duygularınız da geçer elbet ve siz hayatınıza kaldığınız yerden değil, öğrenmiş birisi olarak daha da güzel bir yerden devam edersiniz. Hayatımızda olumsuzlukların, bizi üzecek insanların her zaman olacağı kesin, bu gerçeği kabul edelim. Ancak her şeye rağmen durmak yok, yola devam. Yürümeden, düşüp kalkmadan nasıl ilerleyeceğiz?

Karşımıza çıkacak sürpriz güzelliklere yürüyelim…