Bu soru öyle çok soruluyor ki bugünlerde bana. “Benim kafamda bir çok fikir var, ama hareket edemiyorum, adım atamıyorum” diyor pek çok kişi etrafımda. Sen de bunlardan biri misin? Neden acaba?
Acaba sen de “bin düşün bir söyle” geleneğinde yetişenlerden olabilir misin? Bir söz söylemeden, bir adım atmadan önce sana bin kez düşünmeni öğütleyen atalarımızı, “büyükler konuşurken sen sus” diyen ana babalarımızı saygıyla anarken, acaba onları biraz yanlış anlamış olabilir misin? Ödev verilmeden araştırıp okumaya ihtiyaç duymayan nesillerdensen, sen de insiyatif alıp adım atmada sorun yaşıyor olabilirsin. Sana düşünmeyi, saygılı olmayı öğretmeye çalışan geleneklerimiz acaba aynı zamanda seni biraz da adım atma konusunda çekingen, hatta kendine güven konusunda da kırılgan yapmış olabilir mi?
Yoksa “bunu nasılsa herkes bilir, benim söylememe gerek yok” diyerek fikir beyan etmeye çekinenlerden misin? Bazen öyle yüksek standartlar koyarız ki kendimize bir türlü ulaşamayız kendi koyduğumuz standartlara, sanki başkasının haberi varmış kendi kendimize oluşturduğumuz ve bir türlü aşamadığımız, hatta aşmaya cesaret edemediğimiz çıtanın yüksekliğinden gibi. Bir de kırılgan egon olabilir tabi seni hata yapma, başkalarının önünde küçük düşme korkusuyla durduran, önüne o bariyerleri koyan. Sonra başka biri söyleyiverir senin düşündüğünü ve kalakalırsın, “e ben de biliyordum bunu” diye, hatta “benim daha güzel fikirlerim vardı” diye. E söyleseydin ya, neyi bekledin ki? Mükemmel olmasını mı istedin her şeyin? İyi ama kimse senden mükemmel bir performans beklememişti ki? Üstelik mükemmel de ne? İşte bak yine kendin koydun kendinin bile ulaşamayacağın bir standart.
Yoksa hep eleştirildin mi şimdiye kadar yaptıkların ve yapamadıkların için? Annen baban ne kadar çalıştığını göz ardı edip sınavlardan aldığın notları az mı buldu? Öğretmenin yaptığın ödevlerde o bulduğun harika yaratıcı örneklerini görmeyip hep eksiklerini mi gözünün içine soktu? Patronun saatlerce çalışıp hazırladığın raporu karalayıp çöpe mi attı? Olabilir. Ama artık geçti onlar. Artık büyüdün, hatalarından öğrendin, her seferinde daha iyisini yaptın. Malcolm Forbes’un dediği gibi sen de “ne olduklarını göz ardı ederek ne olmadıklarını fazla önemseyenlerdensin” korkarım ki.
Yoksa Marshall Rosernberg’in en sevdiklerimden olan “Şiddetsiz İletişim” kitabında söylediği gibi aslında yetersiz oluşundan değil de “ölçülemeyecek derecede güçlü oluşundan” korkuyor olabilir misin sen de pek çoğumuz gibi? “Bizi korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır” diyor ya Marshall, acaba gerçekte içindeki ihtişamı açığa çıkarmaya korkuyor olmayasın? Bu nasıl ele alacağını bilmediğin durum seni bile ürkütüyor olmasın?
Mark Divine 20X Faktörü teorisi ile iddia ediyor ki “düşündüğünüzden çok daha fazlasınız—daha başarılı, daha üretken— ancak tüm yaşamınız boyunca bunun farkında değildiniz. Aslında tüm potansiyelinizi 20 kat arttırma gücüne sahipsiniz”. O halde bir bak bakalım? Sor kendine? Seni eyleme geçmekten alıkoyan, hata yapma, eleştirilme korkunun, kimselerin haberi olmadan kendi kendine koyduğun ulaşılamayan standartlarının, kafanın içindeki mükemmelin gerçek sebepleri neler? Göreceksin ki kendi önünde oturan sadece sen kendinsin. O halde çekil kendi önünden ve aç yolunu. Çünkü tam da şu anda ihtiyacımız var sana. Senin fikirlerine, senin yardımlarına, senin adımlarına. Tam da çok önemli bir değişim sürecinde olduğumuz şu anda sen de bunun bir parçası olmak için konuşmalısın, yazmalısın, adım atmalısın. Bir çocuğun elinden tutup ona yol göstermelisin. Nezaketle, şefkatle, iyilikle, çalışkanlıkla, güzellikle. Marx demiş ya “filozoflar dünyayı değişik şekillerde yorumlamıştır sadece. Halbuki asıl mesele onu değiştirmektir” diye. O halde sen de tam da büyük bir değişimden geçtiğimiz sürecin bir parçası olmak için at adımını. İzin ver parlasın kendi ışığın, izin ver ki etrafındakiler de aydınlanabilsin. Sen kendi korkularından özgürleş ki başkaları da özgürleşebilsin. Evet evet tam da şimdi. Rabbi Hillel de diyor ya hani “ben kendim için değilsem, kim benim için olacak? Yalnız kendim içinsem, ben neyim? VE ŞİMDİ DEĞİLSE, NE ZAMAN?»
14/03/2023 at 2:22 pm
Hocam,
Çok güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.
15/03/2023 at 2:06 pm
Çok teşekkür ederim Ahmet. Sağolasın