Kim olduğumuzu nasıl biliriz? Olmak istediğimiz kişi miyiz? Olduğumuz kişi miyiz? Bu iki kişi aynı kişi mi? Mark Manson “Personal Values: How Do We Know Who We Really Are?” yazısında diyor ki değerlerimiz doğrultusunda hareket ettiğimizi zannederiz ancak aslında gerçekte sahip olduğumuz değil de, sahip olmayı dilediğimiz değerlere inanırız. Acı haber şu ki gerçekte kim olduğumuz doğrultusunda kendimizle çok da yüzleşemeyiz… İyi de insan kendisine bile neden yalan söyler ki? Çünkü diyor Mark, çoğu zaman kendimize bile itiraf edemesek de derinlerde sahip olduğumuz bazı değerlerimizi aslında sevmeyiz.
Gelin “başarıyı” nasıl tanımladığımıza bakalım örneğin. Sizce başarı nedir? Kim başarılıdır? Mesela Adolf Hitler başarılı mıydı diye sorsam bana bu soruyu sorduğum için deli gözüyle bakarsınız eminim. Peki Hitlerin insanlığa verdiği zararı göz ardı edersek –ki bunu nasıl başarabiliriz konusunda en ufak bir fikrim yok– kişisel amacına ulaşmada başarılı bir insan olduğunu söylemek yanlış sayılır mı? O halde başarı tanımımızı yaparken değer verdiğimiz şeylerin sadece kendi kişisel bencil çıkarlarımız için değil, aynı zamanda insanlık için de uygun olması gerektiğini unutmamalıyız Hitler’in başarılı olup olmadığını cevaplamak için. İyiyi kötüden ayırmalıyız, yapıcı olanı yıkıcı olandan, uğrunda acı çekmeye değecek bir amacı kısa vadeli çıkarlardan.
Elbette hiçbirimiz kendimize ya da bir başkasına zarar verecek bir değere sahip olmak istemeyiz. Yıkıcı değil yapıcı değerlere sahip olmak isteriz. O halde işin sırrı NEYE değer verdiğimizden çok ona NEDEN değer verdiğimizi bilmekte yatıyor. Mesela kişisel egolarınızı tatmin etmek için güç sahibi olup koltuk sevdasına düşerseniz bu yıkıcı bir değerdir, ama insanlara hizmet etmek, onlara daha iyiyi, güzeli, doğruyu sunabilmek için çok da kolay olmadığı bilinen o koltuklara oturmaya baş koyduysanız bu elbette yapıcı bir değerdir. Ya da para sahibi olmaya bakalım, insanı her an baştan çıkartmaya hazır, kontrolü zor olan paraya. Eğer güçlü bir iş etiği ile yaratıcılık ve çalışkanlığınız sonucu kazandığınız para ile kendi hayatınızı güzelleştirdiğiniz kadar başkalarına da faydanız dokunabiliyorsa, onların da daha iyi eğitim almasına, daha adil bir dünyada yaşamasına ve daha mutlu bir toplum yaratmaya katkı sağlıyorsanız paranın kime ne zararı olabilir ki?
Dürüstlük, hassaslık, kendimizin ve başkalarının haklarını savunmak, kendine saygı duymak, hayırseverlik, tevazu ve yaratıcılık iyi değerler listemizde. Gücü kötüye kullanmak, başkalarını manipüle ederek ya da şiddet uygulayarak onların üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak, adil olmamak, bencillik, sözünde durmamak, hak yemek ise tabi ki kötü ve sağlıksız değerler listesinin en başlarında gelenlerden. O halde gelin sahip olduğumuz değerlerimizin gerçekten iyi mi kötü mü, yapıcı mı yıkıcı mı olduğuna hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak yeniden bakalım. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılındaki “BİZ” hangi değerlere sahip ve olmak istediğimiz biz ile olduğumuz biz arasındaki farkı kapatmada “BEN” ne yapmalıyım ne yapabilirim, hangi değerlere sahibim sorularına dürüstçe cevaplar arayalım. Cesurca adımlar atıp, artık alıştığımız rahatlık çemberinden çıkıp, bahaneler yaratmadan, bir sonraki sefere ya da birilerine bırakmadan artık bizi oluşturacak ben projesini hayata geçirelim. İşte o zaman, değerlerimiz doğrultusunda yaşama cesareti gösterdiğimiz zaman toplumca iyileşeceğiz ve bunu yapmak için neden bunca zaman beklediğimize anlam veremeyeceğiz.
İçinde yaşamak istediğimiz toplum ancak olmak istediğimiz kişiye yaklaştıkça yaratılacak.
Leave a Reply