Dünkü “Ben neden eyleme geçemiyorum” başlıklı yazımın ardından bu kez de “peki ben nasıl eyleme geçebilirim? Ne yapabilirim?” soruları soruldu. Öncelikle yazıya verdiğiniz güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Birilerine ulaşabildiğimi gösteren her bir yorumunuz benim için çok kıymetli.
Hani adım atamayışımızın altında yatan kültürel yetiştirilme tarzımızın etkisinden bahsetmiştim dünkü yazımda. Harekete geçmeden önce bizi bir yandan düşünmeye sevk etmeye çalışırken bir yandan da adım atamaz hale getiren, donduran, hatta çokça da özgüvenimizi zedeleyen yetiştirilme tarzımızdan. Peki bir yandan bir arada olmanın tadını yaşarken bir yandan da bireyselliğimize ket vuran, özerkliğimizi kısıtlayan büyütülme şeklimizden nasıl kurtulabiliriz? Büyüdüğümüzün farkına vararak tabi ki. Artık kafamızın içinde sürekli konuşan seslere kulaklarımızı tıkayarak. Çıktığımız yolculuğun tadını çıkararak. Bu yolculuk her zaman mutlu, mesut ve kolaylıkla gerçekleşmeyecek elbette. Bunun farkındayız. Yaşadığımız hayal kırıklıkları, aldığımız riskler, pek çok kez düşmelerle yeniden ayağa kalkmalarla dolu olacak. Sabır gerekecek, çabalama gerekecek, çok ama çok çalışma gerekecek ama en çok da müthiş bir kararlılık gerekecek. Nereye gittiğimizi, ne için çabaladığımızı hiç unutmamamız gerekecek yolda kalabilmek için. Ama durmak yok, ilerleyeceğiz bu yolda düşe kalka da olsa. Paula Coelho diyor ya “maceranın tehlikeli olduğunu düşünüyorsan rutini dene, ölümcüldür” diye. İşte biz de rutinin boğuculuğunda ölmemek için ilerleyeceğiz o tehlikeli olduğunu düşündüğümüz maceranın içinde. Adım atmak için tüm insanlık olarak oldukça geç kaldığımızın bilincinde olarak.
Hani bir de kendimizi, bilgimizi, gücümüzü bazen mütevaziliğimiz, çoğu zaman da mükemmeliyetçiliğimiz uğruna küçük gördüğümüz, nasılsa bizim bildiğimizi herkesin bildiğini düşündüğümüz için geri tuttuğumuz adımlarımız vardı. Hani kendi kendimize oluşturduğumuz o aşılması kalın duvarlarımız. Onlar için ne mi yapalım? E biz örmedik mi o kalın duvarları? Yine biz yıkalım? Nasıl mı? Nasıl ördüysek öyle, tek tek ele alalım o aslında bize ait olmayan inançlarımızı ve ne olmadığımızı, ne yapamadığımız değil de ne olduğumuzu, ne yapabildiğimizi biraz da biz görelim. Kendi kendimize “aferin” diyelim, “bak çok uğraştın ama başardın” diyelim. “Sen istersen yapabilirsin” diyelim. “Bir durup baksana yaptıklarına, sen neyi istedin de yapamadın ki” diyelim. Biraz da biz alkışlayalım kendimizi, illa başkasından beklemeden. Bir nefes alıp kim olduğumuzu, buraya gelmek için çıktığımız o basamakları fark edelim, onca emekle yarattığımız kişiyi biz görelim önce. Ve gurur duyalım o var ettiğimiz kişiyle. Biz kim olduğumuza inandığımız kişiyi yaşatmıyor muyuz nasıl olsa? Hani demiştim ya “kendi önünde oturan sadece sen kendinsin” diye, işte Mark Divine’ın bize hatırlattığı ve kullanmadığımız 20 kat gücümüzü kullanmaya cesaret edip, çekilirsek kendi yolumuzdan işte o zaman kim tutabilir ki bizi? Nasıl mı yapacağız bunu? Her adım atamadığımız, cesaret edemediğimiz, korktuğumuz, kendimizi durdurduğumuz zaman bunu fark edip kimseleri suçlamaya, arkasında bir sebep aramaya çalışmadan bir durup düşünerek ne olup bittiğini. Bunu bir kez yapmaya başlayınca göreceğiz ki kendi kendimize uzun emeklerle zaman içinde ördüğümüz o korku dünyası eriyip gidecek yavaş yavaş ve aydınlanacak her yer içimizdeki ışıkla. Hani bir şeyle savaşınca onu daima güçlü kılıyorduk ya Eckhart Tolle’nin dediği gibi, o zaman bırakalım bu savaş alanında daha fazla durmayı. Bir son verelim artık tüm korkularımıza, endişelerimize sıkı sıkı sarılmaya. Biz seçmedik aslında tüm o seçtiğimizi zannettiklerimizi, bize ait değil onlar. O rahatlık alanı zannettiğimiz alana ait değiliz biz, bakıp görelim artık bunu.
O halde ne mi yapalım? Önce bir şey yapmayalım. Bir duralım. Fark edelim. Ve tüm bilincimizle vazgeçelim özümüze ait olmayanlardan. Korkmayalım kendi ışığımızdan, izin verelim önce bizi aydınlatsın, sonra da etrafımızı. İşte o zaman anlayacağız ki birlikte olunca var olacağız, güçlü olacağız, ayakta duracağız. Güzellikle göremediğimiz doğruları daha fazla acı çekerek daha fazla dayak yiyerek öğrenmeye bir dur diyeceğiz. Ne zaman mı? Hep dediğim gibi, tam da ŞİMDİ.
16/03/2023 at 2:47 am
Hocam bir sabah uyanınca bir de akşam yatmadan önce düzenli okunması gereken bir yazı olmuş. Başucu yazım olacak. Teşekkürler…
16/03/2023 at 7:47 am
Aysecimmm… Ne harika bir dönür bu böyle… Çok teşekkür ederim hayatım