Araba kullanmayı sever misiniz? Uzun yolda şöyle sevdiğiniz şarkıları dinleyip gün batımında araba kullanmanın keyfine bayılırım ben. Araba kullanmasak da trafik ışıklarını hepimiz biliriz elbet. Kırmızıda durup, sarıda hazırlanıp, yeşil yanınca geçeceğimiz küçücükken öğrenip yanlış yaparsak hayatımıza mal olacak önemli bir bilgi değil mi? Gelin bu bilgiyi şimdi öğrenme ortamına uyarlayalım. E benim işim bu napayım, her şeyi öğrenme ortamına uyarlayan bir mekanizma var kafamın içinde.

Brown diyor ki, iki türlü dönüt veririz öğrencilerimize. Bir sözlü söylediklerimiz, bir de sözlü söylemesek de ima ettiklerimiz, başımızla, kaşımızla, duruşumuzla, gülüşümüzle ya da gülmeyişimizle. Bazen ses tonumuzla, bazen vurgularımızla.  Şimdi gelin Brown’ın dönüt türleri ile benim trafik ışıklarımı birleştirelim. Öğrenci güzel bir şey yapınca, örneğin doğru cevap verince, yaratıcı bir soru sorunca, ona yaktığımız ya da yakmamız gereken yeşil ışığa bakalım. Bir öğrenciye “aferin ne kadar da güzel düşündün, harikasın” dediğinizi düşünseniz ya, o öğrenci siz olsanız mutluluk ve gururdan havalara uçup yine güzel bir şey düşünmenin, yine yaratıcı bir soru sormanın peşine düşmez misiniz? Kim düşmez ki? Bırakın küçücük çocukları koca koca adamlar bile o aferini alabilmenin peşine öyle bir düşerler ki… Ama öğrenci yanlış bir cevap verince de onun yanlış olduğunu söyleyin ki yanlış öğrenmeler olmasın, sonra o yanlışlar fosilleşmesin diyor Brown. Yanlışları düzeltmek, öğrenileni silip yeniden öğrenmek var ya, dünyanın en zor işlerinden birisi, insan hani bildiğinden şaşmıyor ya, işte siz de öğretmen olarak “bu yanlış, doğrusu böyle” demediğiniz sürece çocuk onu doğru zannediyor, ne bilsin yanlış olduğunu… E sarı ışık ne o zaman? O da bazen duymadığımız cevaplar, bazen duysak da emin olamadıklarımız, düşünmeye, belki de araştırmaya ihtiyaç duyduklarımız. E biz de insanız, her şeyden emin olamayız ki bazen sarı ışığa ihtiyacımız olabilir tabi ki.

Bunlar sözlü verdiğimiz cevaplar, doğruya doğru diyelim ki çocuklar emin olsunlar bildiklerinin doğruluğundan. Yanlışa da yanlış diyelim ki dönsünler bir an evvel gittikleri yanlış yoldan. E sarı ışık da yakalım, “bilmiyorum, emin değilim, duymadım, düşüneyim, araştırayım” da diyebilelim ki öğretmenlerinin de insan olduğunu, her şeyi bilmek zorunda olmadığını, araştırma, düşünme haklarının olduğunu öğrensinler. Peki sözsüz geri bildirim de ne o zaman? Hani “doğru” derken gülümseriz, başımızı yukarı aşağı sallarız, baş parmağımızı kaldırıp onaylarız ya, işte onlar sözsüz yeşil ışık yakma örneklerimiz. Ya da “yanlış” derken başımızı sağa sola sallarız, yüzümüzde çok da olumlu olmayan bir ifade belirir, parmağımızı da hayırı ifade edecek şekilde sallarız ya işte onlar da sözsüz kırmızı ışık örnekleri. Sarılar yine arada kalan, emin olamayan bakışlar, el kol hareketleri, bilmiyorum davranışları.

Diyoruz ki Brown ve ben, öğrencilere doğru yaptığında sözlü de sözsüz de yeşil ışık yakalım ki doğru yolda olduklarını bilip yollarına huzurla devam etsinler. Bilmiyorsak da ya da emin değilsek de sarı ışık yakalım, ayıp değil ya, yanlış yönlendirmekten iyidir. Ancak yanlış yapınca bunu söylemek de boynumuzun borcu. Yanlış öğrenmesini istemeyiz çok sevgili öğrencilerimizin. Ama bunu da öyle bir ifade ile söyleyelim ki, sözsüz mesajımız her zaman yeşil ışık olsun. Yani “tamam, hata yapmış olabilirsin ama denediğin için teşekkürler, denemeye devam et, doğruyu bulacaksın” deriz örneğin gülümseyen bir sürat, yumuşak bir ses tonu ile. Ya da “bu kez olmadı ama bir daha dene” deriz onaylayan bir tavırla. İşte o zaman öğrencilerimiz dinlendiklerini, duyulduklarını, değer gördüklerini, önemsendiklerini, güvenli bir ortamda olduklarını bilirler, yanlış da olsa söyledikleri. Yani özet olarak diyoruz ki doğruya doğru, yanlışa yanlış diyelim. Ancak yanlış da desek bunu öğrencilerimizin motivasyonunu kırmayan, denemeye devam etmeyi teşvik eden bir tavırla söyleyelim. 

Tüm bunlar eğitim hayatı için öğretmenlere öğrencilerine nasıl yaklaşmaları gerektiğine yönelik tavsiyelerdi, Brown’ın fikirleri ile benim trafik ışıklarını birleştirdiğim tavsiyeler. Bunları sınıfın içinden çıkarıp tüm ilişkilerimize uyarlamaya ne dersiniz? Birbirimizi gerçekten dinleyip katılsak da katılmasak da bunu sözsüz yeşil ışıkla ifade etmeye? “Sana katılmıyorum, çünkü ben böyle düşünüyorum” ya da “bence söylediklerin şu yüzden yanlış” sözlerini kibarca, kırmadan, kırılmadan, sakince, nezaketle ifade edebilmeye? Tüm olması gereken insan iletişiminde böyle bir dil, böyle bir tarz yaratmaya? Sözsüz yaktığımız yeşil ışıklarımız daha güzel, daha rengarenk, daha yaşanası bir dünya yaratmaz mıydı? Çok mu zor bunu yapmak? Bence değil. Hiç de değil hem de. Sadece biraz farkındalık, biraz nezaket ve sükunet, bolca saygı gerekiyor. Hayatımızda iletişim kurduğumuz tüm insanlara karşı, ama en önce kendimize karşı biraz saygı.

O halde yeşil ışıklarla dolu rengarenk bir bayram diliyorum size.