Bugün 1 Mayıs 2023. İşçi ve Emekçilerin Bayramı. Tüm dünyada tüm emek verenlerin haksızlıklara karşı birlik ve dayanışma içinde olduğu, haksızlıklarla mücadele ettiği gün. Keşke 1856’dan beri, hatta daha da öncesinden beri, kimse hakkını savunma mücadelesi içine girmek zorunda kalmasa, zaten adil bir düzende herkes hakkı olanı doğal olarak elde etse, herkes her zaman diliminde insanca yaşayabilseydi. 

Emeğin değerini kutladığımız bu günde ben de üretmenin güzelliğinden bahsetmek istiyorum. Mark Manson’un hayatımızı değiştireceğini iddia ettiği 3 fikri anlattığı bir yazısını okumuştum. Bu yazıda 19. yüzyıl ortalarında varlıklı bir aileden gelen ve kör olmasına sebep olacak ciddi bir göz problemi, mide rahatsızlığı, sırt ağrıları gibi onu intiharı düşündürecek kadar zorlayan sorunlarla savaşmak zorunda olan birinin hikayesinden bahsediyordu Mark. Babasının tüm itirazlarına rağmen ressam olan ama çeşitli sebeplerle babasını doğrular bir şekilde her seferinde başarısız olan bir bireyden, Williamdan. Babasının zorlamasıyla tıp okuyacak kadar da akıllı ama mesleğini sevmeyen William, hayatından o kadar memnun değildi ki bir gün Amazon Ormanlarına yapılan antropolojik keşif gezisine sağlığına ve büyük tehlikelere rağmen çıkmaya karar verdi. Seyahat süresince defalarca ölümlerden döndü, ancak sonuçta sağ salim eve geldiğinde 30 yaşında işi gücü ve elinde hiçbir başarısı olmayan bir hayat vardı ona kalan. Bu durum onu derin depresyona sürüklerken bir yandan da kendi kendine bir karar verdi William: bir yıl boyunca başına ne gelirse gelsin, ne yaşarsa yaşasın, her şeyden tamamen ve yalnızca kendi sorumlu olduğuna inanacak ve sonuç ne olursa olsun şartları değiştirmek için elinden geleni yapacaktı. 

Bahsedilen bu kişi Amerikan psikolojisinin son 100 yılın en önde gelen isimlerinden William James. William daha sonra “yeniden doğuş” diye adlandıracağı bu zorlu süreci yaşarken tabi ki ünlü bir psikolog olacağını bilmiyordu. Kendisi ile anlaşma yaptığı o günden 15 yıl sonra o ünlü “Özgür İrade” konferansını verdi. Bu konuşmada dedi ki, dindar da olsak ateist de, kapitalist de olsak komünist de kadere inanmaya şartlanırız. Aslında hepimiz kendimiz ve başkaları için faydalı olduğuna inandığımız değerler uğruna yaşarız. Ve kendi değerlerimizi odak noktamıza alıp bunun sorumluluğunu hissetmeye başladığımız an artık dünyanın bize empoze ettiklerine inanmayı bırakır ve kendimizi de değerlerimizi de karşımıza çıkan koşullara göre her seferinde yeniden şekillendiririz.  Yani akıntıya karşı yüzmek yerine kendimizi suyun keyfini çıkarmaya bırakırız. İşte o zaman olumsuz deneyimlerimizi olumluya dönüştürmek de dahil aslında her şeyin kendi kontrolümüz altında olduğunu fark edebiliriz. Böyle bir sorumluluğa sahip çıkmak ve her şeyin aslında yalnızca bizim kontrolümüzde olduğuna inanmak da her ne kadar inanması güç olsa da bizi özgürleştirir. 

Özgürleşmenin en önemli göstergelerinden birisi de üretmektir bence. Üretmek geleceğe yatırım yapmaktır. Kendini tanıyarak, zihninin sınırlarını zorlayarak duygu ve düşüncelerini yönetebilmektir. Bir durup düşünmektir ne bilip ne bilmediğini, bildiklerinin başkalarını ilgilendirip ilgilendirmediğini. Bildiğini fark ettiğini de ilginç hale sokabilmektir. Bildiğini zannettiklerini ise bazen bilmediğini anlamak, bazen de farklı bakış açıları ile yeni hallere sokabilmektir., Bağlantılar kurmaya, ilginç örnekler yaratmaya çalışmak, bulduklarından bazen keyif almak, bazen de keşke böyle yazmasaydım da şöyle ifade etseydim diye hayıflanmaktır. Ama geriye dönüp baktığında her şeye rağmen her seferinde İYİ Ki diyebilmektir.

Ben bir akademisyenim, üretmek benim mesleğimin bir zorunluluğu aslında. Ancak şimdi yazılarımla, YouTube kanlımdaki sohbetlerle hiçbir zorunluluğum olmadan tamamen kendim için üretiyor ve bu süreçten inanılmaz keyif alıyorum. Yazdıklarımı kim okuyor, programlarımı kim izliyor bazen biliyorum, çoğu zaman haberim olmuyor. Birilerinin işine yarıyor mu bilmiyorum, ama şunu biliyorum; benim çok işime yarıyor. Sınırlarımı zorluyor, devinim yaratıyor, motivasyon kaynağım oluyor, yoktan var ediyor. Oynuyorum düşüncelerimle, oradan alıp diğer tarafa koyuyorum, birleştiriyorum, kesiyor, atıyor, çoğaltıyorum. Üretmek bana var olmanın dayanılmaz hafifliği gibi bildiklerimi ortaya dökmenin dayanılmaz mutluluğunu veriyor. 

O halde var olmaya, mutlu olmaya, gelişmeye, oynamaya devam… 

Daha güzel 1 Mayıslarda daha çok üretmeye, daha insanca, daha özgürce, daha adilce yaşayacağımıza inanmaya devam. Ve bunu gerçekleştirmek için daha da çok çalışmaya devam.