Ben de hepimiz gibi toparlanmaya çalışıyorum iki gündür. Ben de kendimi umutlarını kaybetmiş, hatta biraz ihanete uğramış hissediyorum. Ben de hepimiz gibi çok üzgünüm. Anlamlandırmaya çalışıyorum olanı biteni, neyi görmüyorum, neyi anlamıyorum acaba diye soruyorum kendime. Sonra cevapları bulabilmek için, ayağa kalkabilmek için yine dönüp bana yol gösteren tek kaynağıma, ULU ÖNDERİME bakıyorum. O ne derdi, ne yapardı, ne demişti, ne yapmıştı acaba diyorum. Bir daha hatırlıyorum bana söylediklerini, yaptıklarını.

 “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız. Bizi öldürmek değil canlı mezara koymak istiyorlar. Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir. Zaten başka türlü dönüş imkanı yoktur” dediğini hatırlıyorum. Doğru ya diyorum, çalışıp memleketi kurtarmaktan başka nasıl bir kurtuluşumuz olabilir. Sen Atatürk çocuğusun, çalışmaktan başka, ümit etmekten başka ne yapabilirsin diyorum kendime. Sonra ayağa kalkıyorum yine, umut etmeye, hayaller kurmaya ve bunlar için çalışmaya devam ediyorum. Zaten Atam da demişti ya “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun” diye. Ne bekliyorsun diyorum kendime. Kalk, çalış, elini taşın altına sok. Bunu yapmak zorundasın, bu senin görevin ve bunu senin için hiç kimse yapmayacak.  

Gençleri görüyorum sonra. Atamın memleketi emanet ettiği gençleri. Yine içim umut doluyor. O memlekete dönüp hizmet etmeye hazır gençleri, memlekette yaşadıkları her türlü olumsuzluğa ve imkansızlığa rağmen güzel, aydınlık günler için çalışan gençleri. Yine hatırlıyorum Atamın sözlerini: “Her şeye rağmen kesinlikle bir aydınlığa doğru yürümekteyiz. Bende bu inancı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanları içindeki sırf vatan ve gerçek aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir” diyordu ya Atam, ben de görüyorum o vatan aşkıyla, gerçek bilim aşkıyla ışığı arayan, onu yaymaya çalışan, insanlık uğruna çalışan ahlaklı, etik, zeki ve çalışkan gençlerimizi.  Çok güveniyorum onlara çok. Yine umut doluyor içim yeniden. 

İki Mustafa Kemal vardır diyordu hani Atam. “Memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur bir Mustafa Kemal” diyordu. “Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” diyordu. Sonra hatırlatıyorum yine kendime teslim aldığım yüce görevi, başarmak zorundasın, yaşatmak zorundasın o içindeki Mustafa Kemali diyorum kendime. Ona inanmayanlara rağmen yola devam eden ve başaran Mustafa Kemali düşünüyorum. Hayal eden, hayalinin önündeki engelleri tespit eden, o engelleri kaldırdığında hayali kendiliğinden gerçekleşen Mustafa Kemali düşünüyorum ve hayal etmeye devam ediyorum. Zaten demişti ya “Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur” diye. Yeneriz bu güçlüğü de elbet, zekiyiz biz diyorum.

Halkını cehalet ile sefalete teslim eden yöneticiler yok olmaya; cehalet ve sefalete sürükleyen yöneticileri seçen halk ise köle olmaya mahkumdur” diyordu Atam. Ve “Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!” diyordu. Benim de gönlüm rahat. Pırıl pırıl zekasıyla Türk gençliğine, her güzelliği yaratan Anadolu kadınına güveniyorum en çok da. 

Biz tüm bu zorlukları yenecek, hak ettiğimiz şekilde yaşamaya başlayacağız. Hak ettiğimiz eğitime, adalete, refaha ulaşacağız. Başka yolu yok. Yolumuz, rehberimiz belli. Atatürk’ün çocuklarıyız biz. Her şey eninde sonunda çok güzel olacak…